Mustafa Stituo

Mustafa Stituo ( 1974 debuteerde op negentienjarige lijftijd met de opzienbarende dichtbundel Mijn Vormen. Volgens Remco Campert is de Nederlandse literatuur met Stitou eindelijk weer een dichter rijker. Zijn talent werd onmiddellijk opgemerkt, die de jonge dichter reeds voorschenen presenteerde op Poetry International 1994.

Hij leverde ook de Quote ‘ eindelijk weer een dichter!’ waaraan wij nu -zes jaar later-kunnen toevoegen: eindelijk weer een dichter die herdrukt wordt!. Recent werk: Mijn Vormen (1994, poëzie), Mijn Gedichten (1998)

 

Büyük Adamlar


Birseyler iyi gitmiyor al¦sveris merkezindeki
allah¦n evinde.
Berberiler ve dag köylüleri kanlar¦n¦ içecekler birbirlerinin
(Hatta berberilerin sayg¦n sözcüsü bir yumruk yedi surat¦na.)
Dinsel bir sorun yok ortada,
Mesele belediye yard¦mlar¦n¦ kimin alacag¦.
Söylentilere göre dagl¦lar kendilerine yeni bir cami açacaklarm¦s.
Yüz metre ilerde, Hema'n¦n kars¦s¦na.
(Acele etmek gerek, Ramazan yaklas¦yor.)
allah¦n evine küçücükken yollananlara Kuran
anasütü gibi dogalm¦sças¦na sunuldu ve çocuklar
içtiler önlerine konan¦ hayvans¦ bir isteksizlikle
Abdürrezak ve ben mesela
yere yat¦yoruz gülmekten


(çeviren: M.E.Y¦ld¦r¦m)

   

Bak
Sözcükler görüyorsun
Bak
Sözcükler görüyorsun
Daha yukarda
Kâg¦d¦n kenar¦
Bildik duvar
Tavan
Parkta
Gökyüzü
Peki daha da yukarda?
Gökyüzünün üstünde?
Tavan¦n üstünde?
Senin aln¦n!
Senin aln¦n.

(çeviren: M.E.Y¦ld¦r¦m)

   

 

Tipik


Y¦g¦nla tantanadan sonra
kafe önlerine vuran günes
iyi bir evlilik yat¦r¦m¦n¦ çekici k¦l¦yor
k¦k¦rd¦yor gözlüklü japon oglan
sokak orglar¦yla dolu bir kameraya
yönelmis sahte bak¦slar¦yla üniformal¦lar
dostça muamele ediyorlar bir mülteciye
kekeliyor firing squad, v¦z¦ld¦yor gizliden, kok
kok, ekstazi diye bir kuzey afrikal¦,
yutkunuyor o gördükçe k¦z¦,
k¦z¦n çal¦nm¦s agz¦, bas¦ örtük,
k¦st¦rm¦s babas¦ yagl¦ göbekbag¦yla, üsütüyor
sinema akademisinde ikinci y¦l
tüm ögrencileri, oysa kafede
neseli ve fonksiyonel bir hatun,
k¦rk bes yas¦nda, kendine denk erkek ar¦yor
ama o gözlerini dikmis yan sokaga,
sokakta s¦mar¦k bir Venezuellal¦,
memelerinin aras¦nda tuhaf bir dildo,
arzu ve hüzün aras¦nda gidip geliyor
görmezden gelerek manzaray¦, iki oglan
öpüsüyorlar oysa, cans¦z ve neseli,
büyükanne küfrediyor titreyerek,
hiç mektup alm¦yor çünkü,
ama bu aksam savas kurbanlar¦n¦ anma töreninde
tekrar görecek kraliçeyi
felsefe ögrencisi ise s¦r¦tacak
konusmay¦ duyunca, yine
ölmemis olmas¦na
tatl¦ sesli turistleri midesi bulanarak
dinleyen gemilerin dolast¦g¦ kanalda, güvercinler
berbat ediyorlar istasyonu pislikleriyle veya
bugday taneleri topluyorlar nankörce meydanda,
kay¦ts¦z hayran b¦rakabiliyorlar çevredekileri,
tramvayda halk¦ soyarken
yakaland¦g¦ s¦rada bir eroinman
bir yard¦mc¦n¦n masumiyetiyle
sinirleniyor soförün ev için
döktürdügü one-liner’lara,
caddede solunuzdaki evde lüks içinde
yagar Joop yazlar¦, kasten
dilenir, ya bos kal¦r eli,
ya bir ikibuçukluk kapar
veya bir sigara bir Italyandan,
biraz önce tuvalette atesli bir mektepli k¦z
parmaklan¦r ve maceraya ç¦km¦s bir oolan çocuk
nihayet duyar ad¦n¦
koca magazan¦n hoparlöründe
annesi (madam
society shop’ta ç¦karmam¦st¦r
cakal¦ günes gözlüklerini)
kendisini beklemekte (yine nerede ki)
ve gülmektedir
solaryum yan¦s¦ teniyle
park¦n üstünü aramaya giderken
sertçe selam veren polislere
parktad¦r sair de
ölüm ilanlar¦ research’ünü tamamlam¦s
bir banka kaz¦r ad¦n¦,
vazgeçer, kaz¦r ad¦n¦
bir s¦ra agac¦n her birine


(çeviren: M.E.Y¦ld¦r¦m)

   

 

Biçimsizdir pavurya:
kibrinden yaratm¦st¦r kendini
Bir canl¦ türü sütle y¦kand¦:
böyle olusmustur maymunlar.
Nar kat¦lasm¦s
gözyaglar¦d¦r
peygamberin.
Amentü,
fotograflar¦ var,
yaz¦l¦d¦r yukarda yapraklar¦n üstüne.
Ve Armstrong
(Amerikal¦lar gizliyorlar ama bunu)
ayda duydu
sesini bir müezzinin.


(çeviren: M.E.Y¦ld¦r¦m)